Samim Güner'in dostlarından gelenler

SANATSAL ÇIĞLIĞI SEVGİ VE EMEKTİ
(SAMİM GÜNER’İN ARDINDAN)
FERHAT İŞLEK

 “insan hiçbir şeyi o şeyin kendisinde kalarak anlatamaz, sürekli kendi görüş ve anlatım diliyle farklı biçimlerde dillendirir.(…)sanat ve sanatçı da genel ve özel doğası bakımından anlatım dilini kurmak ve geliştirmek zorundadır.” Samim Güner son dönemdeki yazılarından birinde bu görüşü ileri sürerken, aslında kendi sanatsal çalışmalarında da böyle bir çabanın içindeydi hep. Fotoğrafta, şiirde, denemelerinde, ya da sulu boya tekniği ile çizdiği resimlerde kendi dilinden yansıtıyordu düş dünyasını. Böylesine çok yönlü sanatsal uğraşıları içinde düzene başkaldırmayı, direnmeyi, yol göstermeyi ve öncü olmayı en genel amaç edinmişti.”fotoğraf çekmek yoğunlaşmaktır, kendinden geçmektir” derdi örneğin. Bu farklılık hiç kuşku yok ki, kendisinde ağır toplumsal sorumluluğun, halkına karşı kendisini borçlu görmenin de ötesinde gelecekteki insanlık adına kaygılarının bir sonucuydu. Çünkü ona göre sevginin kaynağı insandı. İnsana su taşımak sevgiye su taşımaktı. Bir insan sevmeye başladığında insan olma biçimini seçmiş demekti.

Sanatını sevgi için, insan için, direnme için yapan Samim Güner aramızda değil artık.2014 yılının sonbaharında tüm dostlarını şaşırtarak veda etti yaşamaya. Geride şiiriyle, resimleriyle, fotoğraflarıyla bizleri baş başa bırakarak…

“Samim Güner 1949'da Aydın'ın Köşk İlçesi'nde doğdu.  ANKARA Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi'nin İnşaat Fakültesi'ni bitirdi
Öğrencilik yıllarında Ankara'da yayımlanan "Başkent Dergisi'nde fotoğraf ve yazılarıyla; yine o yıllarda DEMOKRAT İZMİR Gazetesi ile HÜRRİYET Gazetesi'nde haber fotoğraflarına yer verildi. İlk şiiri 1995 yılında Yunanistan'daki ŞAFAK Kültür Sanat Dergisi'nde yayınlandı. Diğer yandan Minerva, Aksu, İzmir Karikatürcüler Derneği'nin yayın organında ve İzmir'in barış kitabı BARIŞ IRMAĞI'nda çizgilerine yer verildi Ürettiği fotoğraflar öykü kitaplarına kapak yapıldı. Seferihisar Belediyesi'nin düzenlediği foto-safari yarışmasında 3.lük ödülü aldı.  
Ürettiği düz yazı ve şiirler, Şafak Kültür Sanat Dergisi, Istıranca Rüzgârı, Aksu, Aykırısanat, Çalı, Beş-parmak, Ardıçkuşu, Söylem, İmgelem, Kiraz, Akköy, İzmir İMO yayın organı, Berfin Bahar, Pirlerkondu, Simurğ, İspinoz, Çağdaş Kars ve Serhat Kars Gazeteleri, İzmir Haber Ekspres, Ege'de Yaşam Gazetesi, Sarı Zeybek, Mavi Dergi, Ağın Kültür Sanat Dergisi, Sağlık Dergisi, İlk Hedef Aktüel Kültür Sanat Gazetesi’nde yayınlandı.
Serhat Kars Gazetesi'nde kısa ve uzun soluklu yazılarına, şiirlerine yer verildi.  Bu güne dek İzmir İnş. Müh. Odası (İMO) sanat komisyonunda; 3 resim; 2 fotoğraf, 1 kez de karikatür sergisine katılımcı oldu.2006'da İMO'dan ayrılan grup ile yeniden bir araya gelerek bu kez SİMGE'yi (Sanatçı İnşaat Mühendisleri Grubu Etkinlikleri) oluşturdular. SİMGE adı altında da çok sayıda  fotoğraf, resim, karikatür sergisine ürünleriyle katıldı. Yine SİMGE olarak “ŞANTİYE ÖYKÜLERİ, MÜHENDİSCE SANAT VE YAZA ÇİZE “adını verdikleri kitaplarda ürünleriyle yer aldı.
Son dönemlerde ise yazılarının bir bölümü  “YAŞAM SANAT” dergisinde yayınlanmıştı. Samim Güner, Edebiyatçılar Derneği ile Dil Derneği üyesiydi. Şiirlerini ise KATIK YAŞAMA ve ÇAĞNAK adını verdiği kitaplarda toplamıştı.”(Yaza Çize –Yaşam öyküsü)

 Samim Güner benim yirmi yıla yakın arkadaşım, dostumdu. Ayrıca İzmir’de ailecek görüştüğümüz bir yakınımızdı. Birçok etkinlikte birlikte emek vermiştik. Kayı boyunun Anadolu’da ilk yerleştiği yer olan Söğüt’teki DEREBOYU KÖYܒnün fotoğraf ve videolarını çekmiş, ben de bunları belgesele dönüştürmüştüm.   İzmir’den Adana’ya taşındığımda rastlantı bu ya, kızı Pelin de Adanalı biriyle evlenmiş bir süre orada yaşamıştı. Bu nedenle Samim Güner eşi Nurten hanımla sık sık Adana’ya gelip gitmeye başladı. Her gelişinde Adana’yı birlikte gezerdik. Tepebağın, Milli Mensucat’ın, Taşköprü’nün, Kazancılar Çarşısı’nın fotoğraflarını çekmiştik. Bunlara Seyhan barajındaki mangal keyfimizi de eklersek İzmir’den sonra Adana’da da unutamayacağım anılarımız oldu.

Son dönemde de kendisiyle karikatürist Halit Şekerci’nin 55. sanat yılı etkinliği için, Osman Akbaşak da olduğu halde Uğur Belger’in ofisinde toplanıyor, programın ayrıntılarını görüşüyorduk. Ne yazık ki bu programı göremeden ayrıldı aramızdan.

Samim Güner, sanatçı kimliği yanında insan duruşu ile de anılarımızda yaşayacak. Babacan tavırları, gülümseten sohbetleri ile çok sayıda sanatçı dostu oldu onun. İşte o dostlarından bazıları Samim Güner için şunları belirttiler: 

ZEKİ BÜYÜKTANIR(Araştırmacı –Yazar)
“25 yıllık bir dostluk, arkadaşlık; aynı dergilerde kalem oynattık. Ayrıca, fotoğraf makinesi boynunda asılı olaydan olaya, toplantıdan toplantıya, her konumda candan koşturmasını, içten çabalarını düşündükçe acaba kendisini çok mu yordu diye düşünemeden edemiyorum. Özgüveninden bir şey eksilmeden çizgisinde sürdürdü hem mesleğini, hem de sanatsal çalışmalarını. Hayatın hep onurlu yanında yer edindi. Bu kadar uzun süren dostluğumuz hep saygı çerçevesinde oldu. Mutlu bir aile ortamında oğlu, kızı ve mimar olan eşi Nurten hanımla birlikte yaşarken ve üstelik Zeynep adında bir de torun sahibi olmuşken böyle zamansız ayrılması, doğanın bu acımasız yasası hepimizi çok üzdü.”
 
M.OSMAN AKBAŞAK (Yazar - TV Yapımcısı)
“Galiba insanın doğasında var alışmak, kimi zaman iyi bir özellik kimi zaman da çok kötü. Unutmak da böyle değil midir? Eğer hiç unutmamış olsaydık, yaşam dayanılmaz olur, günlerimizi geçiremezdik. Yine de korkuyorum sevgili dost, korkuyorum sevgili Samim Güner, yokluğuna alışmak istemiyorum, dostluğunu unutmak istemiyorum. Ne çare doğa yasaları işleyecek, unutacağız, alışacağız. Ama inan ki beynimizdeki yerin hep duracak, acın hafiflediğinde sohbetini, o hoş gülüşünle yaptığın muziplikleri, bazı anlarda devrimci yapınla ülken için duyduğun öfkeyi yazılara, şiirlere dökmeni hatta hiç düşünemezdim, bir çocuk gibi küsmeni bile hatırlayacağız, hem de gülerek hatırlayacağız. Özellikle Simge toplantılarımızda kadeh kaldırdığımızda senin için birer kadeh fazla içeceğiz. Senin sıran geldiğinde seninle anılarımızı yeniden yaşayacağız. “Köye gittin, bize selam gönderdin, bir sonraki toplantıya katılacaksın” diye düşüneceğiz, kısacası hep yanımızda olacaksın.

Keşke gitmeseydin dost, gitmeseydin arkadaş, biraz daha kalsaydın olmaz mıydı? Daha konuşacağımız, paylaşacağımız çok şey vardı. En önemlisi gelecekteki güzel günleri birlikte yaşayacaktık. Ne diyelim, sen canını sıkma, biz seni her şeyden haberdar ederiz. Gerekirse senin için de savururuz sunturlusundan bir iki kelime…”

 SELÇUK OĞUZ(Yazar):  
Samim Güner'in "Çağnak" kitabında “ÇOCUK KARA GÖZLÜ TAKMA BACAKLI” şiirini okurken çok düşünmüştüm. Savaşanlar bu soruları hiç düşünmüş müdür? Düşünmüş olsalardı dünyada savaş olmazdı. Şöyle başlıyordu şiir:

“Çıktı yıllar yaşantınızdan/teslim oldu bir nevruz sıcağında barış./Tanımıyor savaş bebeleri sınır/kurak coğrafya/insanı sıcak Mezopotamya!”

İnanılır gibi değil ama yeryüzünde bilinen ilk savaş ve barış Mezopotamya topraklarında yaşanır. İlk savaş ve barış: Kadeş Antlaşması diye tarihe geçer. O günden bugüne değişen bir şey yok demek.
“Kara gözlü Dicle/Yanık yüzlü Fırat /Gözlerinin akı küçülmüş bekliyor/Barışı barıştan habersiz.”

Savaşın nedeni açıktır; yağma, soygun, bir toplumun yarattığı değerlerin ele geçirilmesi… Sonuçları da aynı oranda açık olur. İşte ozanın vurucu dizelerle dile getirdikleri:

“Soracak yiğidim / tek gözlü anasından / anası da birleşik devletlerden…”

Samim Güner bu yok oluşa, yıkıma, acıya ve gözyaşına razı değildi, isyandaydı.  Çocukların yüzlerinde savaşın ne olduğunu bilen analara seslenmişti.     Her zaman savaşlarda kaybeden en çok da çocuklara üzülürdü, yüreği kaldırmazdı. Ve bakın neler demişti şiirinde:  

“Sıcak coğrafyanın kara gözlü / yanık yüzlü çocukları / yetmiyor top koşturmaya / bir çift koltuk değneği… / Takmayla yürümek, oynamak / eksik bedenle dans etmek gönlünce, / sol el ile mektup yazmak…”

Fakat Samim Güner umutsuz olmadı, düşmedi karamsarlıklara. Yaşama sevinci bildi, direncin acılarından barışa giden başarının yolunu.  Kara gözlü, yanık yüzlü çocuklara, beyazın bayrağını ve özgürlüğünü gösterdi hep. Çünkü tek bacakla basılmıyordu bisikletin pedalına.

Güle güle git Samim Abi. Unutma ki barış için, insanlık için yazdığın şiirler, çizdiğin resimler görüntülediğin fotoğraflar belleğimizde hep yaşayacak. 

HALİT ŞEKERCİ (karikatürist)
Eylül ayının son günleri idi. Ofiste hafta sonuna yetiştirilecek bir proje üzerinde çalışıyorduk. Zemin kattaki ofisin kapısı sanki birilerini rahatsız etme korkusuyla yavaşça açıldı. İçeri iki kişi süzülerek girdi. Dışarının ışığı, iç ışıktan fazla olduğu için yüzler gölgeleniyor içeriden tam seçilemiyordu. Şık giyinmişlerdi. Yaklaşınca kalkıp “Buyurun! Hoş geldiniz!” Dedikten sonra daha fazla konuşmama fırsat vermeden “Ben Mukadder Özakman” diyerek elini uzattı. Biraz durakladı. Yanındaki arkadaşına döndü. Bu defa arkadaşı, onun söylemesine fırsat vermeden kendini takdim etti.“Ben Samim Güner” dedi.

Mukadder Özakman’ı tanıyordum. Ama ikinci arkadaşı ilk defa görüyordum. Ofisin bir köşesinde bulunan oturma köşesine geçtik. Biraz meslekten, biraz eski anılardan bahsettik.

Genel olarak Mukadder Özakman konuşuyor, Samim Bey pek sorulmadan konuşmaya katılmıyordu. Sık-sık çalışmamızı böldüklerinden, işimizi aksattıklarından söz edip geliş sebeplerini anlatmak ister gibi bir halleri seziliyordu. Samim Bey fazla dayanamayıp: “Abi” dedikten sonra biraz durakladı. Size “Abi” diye hitap etmemde bir mahzur var mı? Diye kibarca sordu. Eğildi, yanında yerde duran çantasının aldı. Fermuarını açtı. İçinden itina ile hazırlandığı hemen anlaşılan bir dosya çıkardı. Bana uzattı. “İşte gelişimizin asıl sebebi bu” diye açıkladı.

Dosyayı aldım. Üzerinde “40. SANAT YILI ANISINA” Yazıyordu. Kapağı çevirip içine baktığımda, yıllar önce çizdiğim karikatürlerimin çoğaltılmış nüshalarını gördüm. Şaşırmıştım. Çevirdiğim her sayfada şaşkınlığım gittikçe artıyordu. Yüzümdeki şaşkınlıkla birlikte yayılan gülümseme, Samim Bey’in de yüzüne aksetmiş kendisi de yaptığı işin beğenilmesinden duyduğu hazzı yüzüne vurdurmuştu.

Bu karikatürleri nereden bulduğunu sorduğumda:
“Orasını ne sen sor. Ne ben söyleyeyim” Diye kısa kesmek istedi. Benim meraklı bakışlarım ve suskunluğum üzerine açıklamaya başladı. “Bir kısmını Mukadder Abi’deki Akbaba koleksiyonlarından bulduk. Bir kısmını da Karşıyaka’daki sahafları dolaşıp eski Akbaba dergilerini aramaya başladık ve bulduk ”  dedi

Samim Bey, hem ismi gibi samimi konuşuyor, hem de konuşmasını yerel ifadelerle süslüyordu. Çabuk kaynaşmıştık.  

 Bu arada kendisinin de karikatür çizdiğini, bunlara “Kıytırık Çizgiler” dediğini ilâve ettikten sonra. “Esas meseleye gelirsek” dedi. Durakladı.

 “Halit Abi,   sana verdiğim bu dosya esasında bir davetiye. İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesindeki Sanatçı Mühendisler Komisyonu olarak (İMO) salonlarında Mühendis karikatüristler olarak 01Ekim 2003 tarihinde ŞADİ DİNÇÇAĞ, HALİT ŞEKERCİ, MÜFİT GÖKBUDAK ve SAMİM GÜNER olarak karma karikatür sergimiz var. Oraya davetlisiniz.”

Şaşkınlığım büsbütün artmıştı. Çok duygulanmış, gözlerim sulanmıştı. Ağzımda adeta dilim dönmüyordu. Ne diyeceğimi şaşırmıştım. Kalktım, sarıldık. O sırada gelen ikinci çaylarla biraz daha sohbete devam ettik. Hepimiz olanlardan memnunduk.

Böylece 1973’ te ara verdiğim karikatür çizimine Samim Güner ile tekrar dönmüş oldum.

Erken ayrıldın ama sen hep yanımda bizimle berabersin sevgili SAMİM GÜNER…