05 Kasım 2019

Türkiye’nin gündemi, Deniz Baykal,
İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’na bir uyarı, Ermeni dosyası...

Türkiye’nin gündemi;
ABD derin devleti Sayın Erdoğan ve ailesinin mal varlıklarını soruşturmaya devam ediyor. Bu nedenle yedi ülkeye bu kişilerin mal varlıkları hakkında soruşturma başlattı. Burada söz konusu olan Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanıdır. Bu girişimden sonuç alması söz konusu olmasa bile, tek amaçlarının Türkiye üzerinde bir koz olarak kullanması amaçlanıyor diye düşünüyorum.

Ayrıca aldığı yaptırım kararlarını Türkiye’ye karşın yapılmış bir hakaret olarak değerlendiriyorum. Ayrıca sözde Ermenilere soykırım yapıldığını temsilciler meclisinde onaylanması kabullenmemiz asla kabul edilemez.

Türkiye’nin yapması gereken tek yol var, ABD adındaki bu haydut devlet ile bütün ilişkilerimizi derhal keselim, oradaki büyükelçimizi geri çekelim.

Onların büyükelçisini de istenmeyen adam olarak ülkesine geri gönderelim. Gerçi bu karar ülkemizde ABD sevenlerin hoşuna gitmeyecektir!

M. Kemal Atatürk Lozan görüşmeleri sırasında İsmet İnönü’ye görüşmeler sırasında iki konuda kesin talimat verir. Birisi “Kapitülasyonlar kesinlikle kabul edilmeyecek,” diğeri ise “Ermenilere yurdumuzda toprak talebi gelirse kabul etmeyeceksin, hemen ülkemize döneceksin” der. Ve devamında “Gerekirse savaşa devam ederiz” diyerek meydan olur.

Türkiye’nin bu soylu davranışı göreceksiniz ülkemize itibar kazandıracaktır. Dünya artık tek kutuplu değildir. Bir ülke bu haydut ülkeye haddini bildirmelidir, o da bizim ülkemize nasip olsun diye düşünüyorum.

Türkiye’nin gündemi aynı zamanda dünyanın ve Ortadoğu’nun gündemi olmalı

a) ABD’nin en önemli gücü doların rezerv para olması. İşte bu küstah ülkenin elinden bu silah alınmalı, bu arada Rusya’nın yerel paralarla ticaret teklifi hemen hayata geçirilmeli.

b) ABD başkanı Trump ben petrole aşığım diyor, bu arada “Suriye’nin petrolüne güvenceye aldım” diyor. şu söz vardır kan kokusu almış köpek balıklarından daha tehlikeli petrol kokusu almış ABD emperyalizmidir. Geçmişte akıl hocası İngilizlerin ise şu sözleri vardır “1 gram petrol, 1gram kandan daha değerlidir." Bu nedenle petrol için on milyonlarca insanın kanını akıttılar. Ancak petrolün de sonu geliyor. Ya dünya küresel ısınma sonu yok olacak ya da petrolün yerini yenilenebilir enerji kaynakları alacak.

c) Dünyadaki gelişmeler batıda Şili’den doğuda Hong Kong’a kadar tüm dünyada özellikle gençlerin düzene başkaldırdığına tanık oluyoruz. Bu hareket nasıl bir küresel evrimi tetikleyecek göreceğiz.

Benim bu konudaki yorumum; “Dünyayı 200 yıldır tutsak alan kapitalizm ve emperyalizmin yıkılışının seslerini duyar gibiyim.”

Deniz Baykal
Deniz Baykal’ın Halk TV sahibi olduğunu biliniyor. Geçtiğimiz günlerde bu televizyon kanalı Sayın Baykal’ı televizyona çıkardı. Yıllardır siyasi yaşamımda çok yakından tanıdığım Baykal çok çok acınacak haldeydi. Halk televizyon kanalı yetkililerini ve televizyonun sahibi olan kızını kınıyorum.

Şu günlerde yaklaşık 30 yaşları altındaki on milyonlarca genç Sayın Baykal’ın sağlıklı haline hiç tanık olmamışlardır. Belleklerinde hep (seyrettilerse eğer) hep acınacak görüntüleri ile hatırlayacaklar.

O zaman bende siyasi yaşamım boyunca çok yakından tanıdığım Baykal’ın (ki yaşamında pek çok yanlışları da olmuştur) kendisi ile ilk tanışmam 1968 yılında Manisa’da olmuştur. Ben o zaman Manisa Cumhuriyet Halk Partisinin Belediye Başkan adayı olmuştum. Manisa 1960 darbesi öncesi DP’nin kalesi idi sonrada AP’nin kalesi olmuştu.

Benim mücadelem o zaman partimizin genel sekreteri Sayın Bülent Ecevit’in dikkatini çekmiş ve çalışmalarıma destek vermek için iki yetenekli genci Manisa’ya göndermişti. İşte onlardan birisi Sayın Baykal’dı. Yıllar sonra Ankara’da bir toplantıda Sayın Ecevit kendisini kürsüye davet ederken “Geleceğin çok değerli bir siyaset adamı” olarak tanıtmıştı. Daha sonraki hükümetlerde kendisine, önce maliye, daha sonra enerji bakanlığı görevi vermişti. Fakat kısa süre sonra ikisi arsında ilişkiler bozuldu ve yollarını ayırdılar.

Ecevit CHP’den ayrılıp DSP’yi kurdu. Baykal ise artık SHP’deydi. Bu sefer Erdal İnönü ile yaptığı tüm kurultayları hep kaybetti. Moon tarikatının davetlisi olarak ABD’ye gitmesi yaşamındaki en büyük hatası idi. Baykal iyi bir hatipti, yaşamına çok dikkat ederdi, yazları Antalya’da dört saat yüzdüğünden söz edilirdi. Her gün saatlerce yürürdü. Açıkça siyaset dünyasının en sağlıklı insanı idi. İşte keşke bu kişiyi televizyona çıkarmasaydınız.

Sayın İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’na bir uyarı;
Sayın Başkan; iktidar partisinin İstanbul Boğazı’nın yönetiminin sizin iradenizden alınmasını hiç uygun bulmuyorum. Doğal olarak seçim kazanmış bir başkan olarak kentin yönetimi konusunda tamamen yetki de sizin olmalı. Sorumluluk da size ait olmalı. Bu arada siz iki ağır yük altındasınız. Birisi trafik sorunu, diğeri ise gittikçe yaklaşan su sorunu. Ben sizin bu konularda yoğunlaşmanızı beklerdim.

Ancak geçtiğimiz günlerde Fransa’nın Strasburg kentine gitmiştiniz. Orada yaptığınız şu konuşmanızdan dolayı sizi kınıyorum. Suriye mültecileri sözünden hareketle diyorsunuz ki “Türkiye eşittir Avrupa, Avrupa eşittir Türkiye.” Bu olmadı sayın başkan. Çünkü Avrupa, en başta gittiğin Fransa dâhil emperyalist ülkelerdir. Türkiye ise emperyalizme mücadele ederek kurulmuş M. Kemal Atatürk’ün kurduğu bir cumhuriyettir.

Şunu da hatırlatayım Sayın Başkan, gittiğiniz Fransa şu anda ülkemizin dünyadaki en azılı düşmanıdır. Özellikle olmayan ermeni soykırım iddialarında…

Son söz: Siz şu anda ülkemizin dokunulmazlarından birisisiniz. Bu günlerde sizi eleştirmek çok zor. Ancak ben de düşüncelerimi ifade ederken kim ne der diye düşünmem, özgür bir yazarım.

Ermeni dosyası;
Başta ABD temsilciler meclisinin çok büyük oy çoğunluğu ile aldığı Türkiye’nin Ermenilere soykırım yaptığı çirkin iftira ve aynı anda başta Fransa olmak üzere pek çok Avrupa ülkelerinin aldığı kararlar. Hemen hemen hepsi katliamlarda sınır tanımayan ülkeler.

Bu kararların hepsi yok hükmündedir. Neden mi? Bu soykırım iddiaları İsviçre mahkemelerinde yapılan (İsviçre mahkemeleri dünyanın en fazla saygı duyulan mahkemesidir) tarihi mahkemelerde ermeni iddiaları çökmüş tarihin çöp tenekesine gömülmüştür.

Peki, ne iktidar partisinin ne de muhalefet partilerinin Perinçek davasından söz etmemeleri! Büyük bir gaflet değil mi? Hani bir söz vardır “Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır” deriz.

Ben bu mahkemenin tanığıyım. O gün Ermeni soykırım iddialarına karşın mücadele için kurulan Talat Paşa komitesinin üyesiydim ve o tarihi günde oradaydım. Talat paşa komitesi partiler üstü bir komiteydi. İşçi partisi, CHP, MHP gibi ve Avrupa’nın her tarafından gelen gönüllüler, bilim adamları katılmıştı.

Şimdi soruyorum siyasi partilere... Elimizde bu kadar güçlü bir savunma silahı varken Lozan’daki İsviçre mahkemesi kararından hangi gerekçelerle söz etmemeye inat ediyorsunuz. Sizler Sayın Perinçek’ten ve Lozan’daki bu zafer ötesi kazanımımızı neden gündeme getirmiyorsunuz?

Bu yazımı aynı gün Lozan’da Talat paşa komitesinin değerli üyesi rahmetli Rauf Denktaş’ı saygıyla anarak noktalıyorum.

ÇOK ÖNEMLİ NOT: Sayın Osman Akbaşak son yıllardaki yazılarımı topladı. İlgilenen dostlarım şuradan ulaşabilirler:
http://www.osmanakbasak.com/Konuklarim/Orhan_Ayber/Orhan_Ayber_Yazilar.html