20 Eylül 2019

Küresel İklim Değişikliği Üzerine 2015 - 2019 yıllarında yazılan yazılar...

30 Temmuz 2019
İklim değişikliği


Bugüne kadar yaklaşık son 10 yılda 23 kez iklim değişikliği ile ilgili yazı yayınlamışım. Bugün de arşivimde 200 aşkın yazı birikti.

Ancak ülkemizin iklim değişikliği veya küresel ısınma konusunda yeteri kadar uyarıldığına inanıyorum. Çünkü bir kamuoyu araştırma şirketi olan Konda yaptığı Türkiye İklim değişikliği algısının 2019 araştırmasına göre; Türkiye’de her 10 kişiden 6’sı iklim değişikliğinden kaygılı, her iki kişiden biri de iklim krizinin etkilerini yaşadığını belirtiyor. Raporda son üç yılın en çok meteorolojik afetin görüldüğü yıllar olduğu vurgulandı.

Bu toplumsal kaygıya katkım oldu ise kendimi çok mutlu hissederim. (ayrıca son 10 yılda yaklaşık 11/12 kez de başta Ulusal Kanal, Ege TV, İZMİR SKY TV’de pek çok defa bu tehlikeden söz etmiştim)

Bu kez uyarılarımı son kez yazacağım ve çözüm önerilerimi sıralayacağım:

1) Cumhuriyet gazetesinde bir haber, “Aşırı sağcılar (daha önceki yazılarımda söz ettiğim 15 yaşındaki İsveçli eylemci) Thunberg’i boykot ettiler.” Başta Marine Le Pen’in aşırı sağcı partisi ulusal cephenin milletvekilleri ve yandaşları “kıyamet gurularına!!! ihtiyacımız yok dedi.”

2) Ülkemizde 11 yaşındaki iklim aktivisti Atlas Sarrafoglu, Cumhuriyet Gazetesinde “Biz çocuklar olarak iklim krizini birbirimize anlatmalıyız bu krizin acısını biz çocuklar çekeceğiz” dedi.

3) WWF Türkiye doğa koruma direktörü “Gezegenimizin felaketi üzerine saadet kuramayız böyle bir senaryonun kazananı olmaz. Bizlerin ‘politika üstü’ bir ruh haliyle doğamıza ve birbirimize sarılmamız gerekiyor” dedi.

4) Polonya’nın Katowice kentinde düzenlenen İklim Değişikliği Konferansı’nın açılışında konuşan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Küresel ısının 1,5 derecenin üzerinde artması halinde oluşabilecek olumsuz sonuçlara” dikkat çekti. BM Genel Sekreteri, “Dünya genelinde karbon emisyonunun 2030'a kadar yüzde 45 seviyesine düşürülmesi, 2050 yılında ise tamamen sıfırlanması” çağrısında bulundu.

5) Cumhuriyet Gazetesinin “Herkese Bilim ve Teknoloji” ekinde Doğan Kuban, yazısında “İnsan cinsi yok olabilir” diyor ve şöyle devam ediyor, “Yok olmadan gelecekteki kuşaklar için yaşanabilir bir ortam bırakmalıyız bizden sonraki insanlığa insani bir miras bırakmalıyız.

6) Yine Cumhuriyet Gazetesinin “Herkese Bilim ve Teknoloji” ekinde Batuhan Sarıca, “Türkiye en fazla etkilenen ülkeler arasında olacak” dedi.

7) 6 Haziran tarihli Cumhuriyet Gazetesinin bir haberinde; Melbourne merkezli düşünce kuruluşu Ulusal İklim Restorasyonu Merkezi’nin hazırladığı raporda, “İnsan uygarlığının 2050’de yok olabileceği” vurgulandı.

Şimdilik bu kadar ile yetinelim görev çocukların şimdi harekete geçin o gün geldiğinde ABD başkanı Trump hayatta olmayacak. Rusya başkanı hayatta olmayacak, Çin lideri Şi Cinping hayatta olmayacak. Sizlere posta koyan o açgözlü kapitalistler de hayatta olmayacaklar, ama siz çocuklar “bu gezegende var olacaksınız.”

Şimdi dünya çapında örgütlenin. Çocuklar size bir iyi haber, Danimarka’nın yeni başbakanı hanım efendi iklim krizi ile düşüncesi olan herkese destek olacağını ifade etti.  Umarım küresel çapta bir dergi çıkarmanıza destek olabilir.

İklim krizi için ülkemde neler yapılmalı
Aslında bu konuda görüşlerimi hazırlarken Sayın Cumhurbaşkanımızın tarım kurultayında bir çağrısı geldi. Her konuda önerileri dikkate alacağını ifade etti. Ben de yazılarımı bu öneriyi de dikkate alarak sıralayacağım.

1) Tarım öncesi ülkemiz su sıkıntısı ile karşı karşıyadır uzmanlar bu konuyu “Üçte ikisinde Akdeniz ikliminin hâkim olduğu Türkiye’de yağışlar 10 yılda yüzde 25 azaldı. Su kaynakları olumsuz etkilenecek, Fırat ve Dicle’de su azalacak. HES’ler de bu durumdan nasibini alacak. Su stresi olan ülke kategorisinden su kıtlığı olan ülkeler sınıfına düşeceğiz” diye ifade ediyorlar.

2) Bu nedenle Türkiye başta Ege ve Akdeniz Bölgesi ve iç Anadolu Bölgelerinde vakit geçirmeden damlama sulama sistemine geçmelidir. Uzmanlar bunun 40/50 milyon dolara mal olabileceğini söylüyorlar.

3) İstanbul önümüzdeki yıllarda susuzlukla karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle İstanbul’daki yabancılar gerek Afrikalı, gerek Afgan, gerek Suriyelilerin ülkeleri su rezervleri bakımından bizden daha avantajlıdır. Bunların şu anda kullandıkları su Istranca derelerinden zorlukla getirilen suya eşdeğerdir burada bu gerçeği belirtmeliyim.

İstanbul daha nüfusu henüz 8 milyon iken Sayın Bedrettin Dalan ve sonra gelen Nurettin Sözen de su krizi nedeni ile seçim kaybettiler. Ayrıca Türkiye’ye hiçbir katkısı olmayan bu yabancılar ülkemizde iklim krizine yol açan en az üç kömür santrali kadar enerjiye ortak oluyorlar.

4) GAP projesi mutlaka tamamlanmalı. GAP Cumhuriyet tarihinin en büyük, en görkemli projesidir başta Devlet Su İşleri mühendisleri olmak üzere Türk mühendisliğin çok başarılı bir uygulamasıdır. Ancak son zamanlarda bu proje terkedilmiştir. Oysa yaklaşık 25/30 milyar dolar daha yatırım yapılsa Türkiye üretim rekoru kırar ve yapılan masrafı beş yılda amorti eder. Ne yazık ki son yapılan beş yıllık planda da Sayın Cumhurbaşkanının tarım konferansında hak ettiği ilgiyi görmemiştir.

5) Karadeniz’e yağan ve oradaki yurttaşlarımıza can kaybı dâhil büyük kayıplara neden olan yağmur suları Akdeniz’deki Mavi Tünel yöntemi ile İç Anadolu’ya akıtılmalı. (Not: Mavi tünel, Toros dağlarına yağan yağmurları dağın çevresine bir baraj yapılarak bir tünelle Konya ovasına bağlandı. Ancak Konya Belediyesi bu suyu sadece içme suyu olarak kullanınca Konya ovasında obruklar oluştu.)

6) Hidropolitik akademi gibi çok birikimli ve yetenekli kadrolarla kurumsal işbirliği yapılmalıdır. Ancak önce su sonra tarım reformu yapılır ve Türkiye bir kez daha kendi kendine yeten bir ülke olabilir.

7) Devlet, seralara sahip olan üreticilerimize ivedilikle ülkemizde son yıllarda tanık olduğumuz hortum, dolu ve aşırı fırtınalara karşın destek olmalı, seralar güçlendirilecek şekilde uzun vadeli kredilerle desteklenmelidir.

Son söz: Türkiye Anadolu’nun sonsuz zenginliğini keşfetmelidir. İşsizlik de ekonomik krizin aşılması da Anadolu zenginliklerinde çözümlenebilir. Türkiye üretimde kendi kendine yeterli bir ülke olabilir.

10 Mayıs 2019
Küresel İklim Değişikliği

Bugünkü yazım ülkemiz siyasetçilerinin dillerine doladığı ülkemizin (beka) sorunu değil dünyamızın bekası ile ilgilidir.

Bu yazıyı yazmaya neden gereksinim duydum;

Supitnik haber’den bir alıntı ile başlayalım, (26 Nisan 2019)

Rusya dış istihbarat servisi (SVR) eski direktörü Trubnikov “İnsanlığın bir çevre felaketi sonucunda yok olmasının dünya için nükleer silahlardan daha büyük tehdit oluşturduğunu” söyledi.

Uyarılara devam edelim;

Sayın Ergin Yıldızoğlu’nun (Dünya Ekonomisine Bakış) makalesinden bir alıntı;
“Pazartesi günü parklar, plajlar, sokak kahveleri yarı çıplak insanlarla doluydu ve sıcaklık 20 derecenin üstünde idi. Salı hava daha da ısındı. Ancak burası İspanya veya Kuzey Afrika değildi.  Burası İngiltere idi, şubat ayındaydık ve daha önceleri bu sıcaklıklar bu mevsimde hiç görülmemişti.” Yıldızoğlu şöyle devam ediyor; “Küresel ısınma ve iklim krizi belli ki umulandan ya da kamuoyuna açıklanandan çok hızlı ilerliyordu.”

Bir başka makaleden söz edelim; (Cumhuriyet Gazetesi kültür ve siyaset)
İklim değişikliği eylemcisi 16 yaşındaki Greta Thunberg parlamentoda senato kanadında konuşuyor;
“Yeni kuşakların geleceğinin küçük bir grup insan hep daha fazla paraya sahip olabilsin diye satıldığını” söylüyor. “Tek ihtiyacımız olan şey bir gelecek geleceğimizi çaldınız.” diyor İtalyan senatörlerin üzerinden dünyanın bütün egemenlerine. “Bize yalan söylediniz, bize sahte umutlar verdiniz. Eyleme geçmenizi bekliyoruz HAYALLERİMİZİ VE UMUTLARIMIZI geri verin.”

BBC’nin ünlü doğa belgeselcisi David Attenborough diyor ki “İklim değişikliği dünyanın binlerce yıldır karşılaştığı en büyük tehlike, medeniyetlerimiz çökebilir.”

Yardım kuruluşu Christian Aid “İklim değişikliği nedeni ile sıra dışı hava olayları 2018’de dünyada binlerce kişinin yaşamını yitirmesine ve büyük maddi hasarlara yol açtı hasarı bir milyar doları aşan 10 hava olayı, yedi milyar dolar hasar yapan dört hava olayı yaşandı” diyor…

Şimdi arşivimde bulunan 200’ü aşkın iklim değişikliği veya önlenemeyen küresel ısınma ile ilgili bazı başlıkları sizinle paylaşmak istiyorum;

Güney Afrika’nın başkenti Cape Town’da son yıllarda su kıtlığına karşı günde kişi başına tüketim 25 litre olarak belirlendi. Ülke tüm dünyayı acil yardıma çağırdı ama sonuç yok.

ABD’nin Kaliforniya’sında da 10 yıldır kuraklık devam ediyor ve ülkede itfaiye teşkilatı su olmadığı için yangınlara müdahale edemiyor.

İklim değişikliği bir süre sonra su kıtlığı ve gıda kıtlığını da tetikleyecek.   

Bizim ülkemizi nasıl etkileyeceğini bir sonraki yazımda ele alacağım ancak şimdilik şunu söyleyebilirim, "Gerekli tedbirleri alamaz isek sonuçları çok ağır olacaktır."

Son söz: Şu anda her yıl iki trilyon dolar silah harcamaları yapılan bu dünyada bu harcamaları dünyamızı kurtarmak için yapabilmeliyiz.

Ben bu konuda uyarılarıma devam etmeyi sürdüreceğim.

03 Şubat 2019
İklim değişikliği

İklim değişikliği artık tüm dünyanın ortak sorunu oldu. Bugün hiç bir konuda birbirleri ile uyum sağlamayan basın gerek iktidar gerek muhalefet aynı uyarılar içeriyor. İklim değişikliği bedeli hızla artıyor. Son olarak ABD’de  soğuktan ölümler artarken Avusturalya kıtasında 45-50 dereceye varan sıcaklıklar tehlikenin boyutunu gösteriyor. Benim iddiam ise şu önümüzdeki yıl dünya sadece bu konuya odaklanacak.

Şimdi ülkemiz başta Antalya olmak üzere tüm ülkemizde yağmur sel hortum felaketlerine tanık oluyoruz. Zararın yüz milyonlarca lira olduğu en yetkililerden ifade edildi.

Şimdi bu konuda yer küremizde olaylara farklı boyutta bakan iklim bilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar’ın uyarılarına bakalım.

İzmir’deki kayıtlara göre bulunduğumuz yıl 411 kg ile yağış rekoru kırıldı. İşte size küresel ısınma, çok yağış, çok fırtına ve çok hortum. Ama 2023’ten sonra da mini soğuma yani ciddi kurak döneminin başlangıcı olacak.

Daha erken de gelebilir bu soğuma ve kuraklık. 1929 yılında İstanbul Boğazı buz tutmuş  ve karşıdan karşıya yürünmüştü.

İşte böylesine sert bir dönem kapıda, çok ciddi tarım, su ve enerji sorunları ile karşı karşıyayız. Yerel yönetimlerinde özellikle su konusunda şimdiden planlama yapmalarını öneririm”

Bu arada ben Orhan Ayber, tanık olduğum bir dönemi anımsatayım.  İstanbul’da bir dönem kuraklık iki Belediye Başkanının kaybetmesine neden olmuştur. Bedrettin Dalan ve ondan sonraki Belediye Başkanı ki o dönemde bulutlara gümüş siyanür  atıp yağmur yağdırma projesi sonuca ulaşamadı ve susuz dönem her iki Belediye Başkanının sonu oldu.

22 Ocak 2018
İklim değişikliği


Son hafta içinde gerek ülkemizin gerekse de dünyamızda en çok haber iklim değişikliği oldu.  Sadece manşetler:

a) Türkiye barajları alarm veriyor, İzmir barajları dahil,

b) Su kıtlığı hızla gıda kıtlığını tetikliyor,

c) Fakıbaba; kırsal kalkınma her şeyden önemli diyor ve devam ediyor “Cumhuriyetin ilk yıllarında ulu önder M. KEMAL ATATÜRK’ün milli ekonomisinin temeli ziraattır." (Benim Anadolu’yu yeniden keşfetmek projemi destekliyor gibi)          

d) NASA’nın kar uzmanı Dr. Thomas Painter’in makalesindeki ülkemizi ilgilendiren çarpıcı sözler şöyle;       
Önümüzdeki yüzyılda savaşların ana nedeni temiz suya erişim olacak.
İstanbul’daki ani hava değişikliğinin iklim değişikliği.
Türkiye’de bazı bölgelerde sel yaşanırken diğer yerler ise kuraklık çekecek.
Ve bu da daha fazla orman yangını demek.

e) Trump’dan geri adım; ülkesi bir yılda 350 milyar dolar iklimsel değişikliğinden zarar görünce Paris iklim sözleşmesine dönme kararı verdi.

f) Bu haber bir İzmir gazetesinden; DSİ 2. Bölge Müdürü Ali Fuat Eker, Manisa’da barajların doluluk oranlarında sıkıntı olduğu, çözüm önerisi için hep beraber duaya çıkalım dedi.

10 Ocak 2018
İklim değişikliği

Son günlerin en önemli gündemi iklim değişikliği içeriğine bakmaksızın sadece manşetlere göz atalım;   
      
Su yoksulluğuna doğru yol alıyoruz, Tema Vakfı.

Avşar barajı kuruyor.

Okyanuslar ölüyor, 68 yılda 77 milyar ton oksijen yitiren okyanusları korumak için iklim değişikliğinin durdurulması şart.

Kentlerimiz hava kirliliğinde dünya standartlarının çok üstünde, Çevre Müh. Odası
Ve daha onlarca başlık…

Ben on yıldır sürekli uyarıyorum, yenilenebilir enerji kaynaklarına dönüşüm için çok geç kaldık bedelini sağlığımızı kaybederek ödeyeceğiz.

04 Aralık 2017
İklimsel değişiklik ve İzmir


Davet edildiğim onlarca televizyonda ve sürekli yazdığım yazılarımla halkımızı uyarma görevimi fazlası ile yaptığıma inanıyorum.

Şimdi İzmir ile ilgili uyarılarda bulunacağım, önce şunu ifade etmek isterim. İzmir Büyükşehir Belediye başkanı ki çok eski bir arkadaşım olarak tanımlıyorum veya öyle olduğunu düşünüyorum. İzmir'de bazı lobilerin aleyhindeki davranışları beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Toplu taşıma gayretlerini, elektrikli arabalara geçişindeki davranışlarını, çağdaş belediyeciliğin bir göstergesi olarak tanımlıyorum. Hizmet alanını sadece kent içi değil tüm il sınırlarına yaygınlaştırmalarını ve kooperatifçiliğe verdiği desteği takdirle karşılarım.

Son günlerde kentimizdeki bazı meslek odası başkanları (Şu kamuoyunda babayiğit olarak bilinen) araba üreticilerin üretimleri İzmir'e gelmesini arzu ediyorlarmış. Bu İzmir'i İstanbullaştırmaktan başka hiç bir işe yaramaz.

Gerek bu başkanlara gerekse İzmir halkına İzmir gerçeklerini sıralayalım;

  1. ABD'nin New York kentindeki NASA Goddard enstitüsünden uzay araştırmaları sonucu elde edilen veriler Türkiye son 900 yılın en kurak günlerini yaşıyor ve de yaşamaya devam edecek.

  2. Çevre mühendisleri odası genel başkanı Baran Bozoğlu Türkiye'de en çok İzmir ve İstanbul'un etkileneceğini ve orta Anadolu'nun da kuraklıktan nasibini alacağı akademik çalışma sonuçları olduğundan söz etti. 

  3. Avrupa birliğinden İzmir'e iklim değişikliği ile mücadelesi karşılığında 150 bin avroluk bağış yapıldı. Neyse iklim konusundaki uluslararası pek çok uyarıyı arşive kaldıralım. Meslek odaları başkanlarının kamuoyuna yönelik çıkışlarını kayda almıyorum.

Araba sanayisinin yapılacağı en uygun kent şu anda Rize veya Artvin gibi şehirlerimizin olması uygundur. Çünkü Karadeniz özellikle Rusya Ukrayna ve diğer Karadeniz ülkelerine daha yakındır. Ayrıca Çin'in "Bir yol bir kuşak" programındaki Bakü - Erzurum demiryoluna yakınlığı, rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynakları için en uygun bölge olmaları ve hepsinden önemlisi ülke kalkınmasını Anadolu'ya yaygınlaşmasıdır diye öneriyorum.

27 Kasım 2017
İklim değişikliği


Bugünkü yazımda hidropolitik derneği başkanı İnş. Yük. Müh. Dursun Yıldız'ın Almanya'nın Bonn kentindeki COP23 toplantısındaki gözlemlerini ve yorumlarını paylaşacağım.

Konferansın sloganı "Hep beraber, daha hızlı ve daha ileri" idi. Konferansta ileri doğru iki önemli adım atıldı.  Kömürden çıkış ve hâlihazırda ortalama 1 dereceyi geçen küresel ısınmayı 1,5 derecede tutma hedefine kilitlendi.

Bu hedefi tutturmak için iklim mücadelesi ekseninin enerji kaynaklarına doğru kaydığı görülüyor. Bunun için öncelikle kömürden elektrik üretiminin AB ülkelerinde 2030'a kadar, bütün dünyada 2050'ye kadar tamamen terk edilmesi gerekiyor.  

Fosil yakıt kullanılmasının alternatifinin %100 yenilenebilir enerjiye geçiş olduğu öngörülüyor. Kömürün yerine doğal gaz da temiz enerji kaynağı değildir (Benim özel notum; küresel hava kirliliğinin sınırları olmaz.)

Avrupa ülkelerinin kapattıkları kömür santrallarını Türkiye'ye satmaları doğru bir davranış değildir.  10-30 yıl arasında tamamen terkedilmesi gereken kömür santrallarının (ekonomik ömrü 40-50 yıl) mevcutlarının bile yenileme çalışmalarının askıya alınması gerekirken yeniden yapılması akla aykırıdır.

İlgili bakanımız Türkiye'nin cari açığını kömür santralları sayesinde kapatacağını söylüyor. Kömür santralları şu anda hava kirliliği tüm kentlerimizi ciddi şekilde etkiliyor. Yani halkımızın sağlığını pazarlıyorlar.

Yarattıkları cari açık için Sayın Dursun Yıldız, yorumlarında "Doğal gaz, petrol ve petrodolarlar dünya için çok riskler taşır" diyor.

Bernard Russel'a atfen söylenen bir söz vardır
"Kan kokusu almış köpek balıklarından daha tehlikeli olan petrol kokusu alan ABD emperyalizmidir."


Sözün özü tek çıkış yol YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARINA YÖNELMEKTİR ve ülkemiz bu konuda en elverişli coğrafyaya sahiptir.

19 Kasım 2017
İklim değişikliği


Genel bir deyiş vardır şeytanın avukatı olmak diye, oysa ben meleklerin avukatlığını yapacağım bugün meleklerden kastım gökteki meleklere değil tabii, yeryüzündeki melekler. Yani bizlerin melekleri, yani çocuklarımız ve de torunlarımız, onlar için canımızı veririz diyen dedeler, büyükanneler, yeni doğan bebekleri için yüreği sevgi dolu anneler, yeni doğan bebeğini incinir mi diyerek kucağına bile alamayan babalar. Bugün sizler için kömür santralları lobilerine, fosil yakıt lobilerine karşı savaşacağım. Kim ne derse desin umurumda değil.

Şimdi sizlere iklim değişikliği ile uyarılar arşivimden bazı başlıkları paylaşacağım;

1) Dünya alarm veriyor, insanlığa uyarı, dünyanın 184 ülkesinden 15 bin bilim insanı Fransız Le Monde ve BioScience bilim dergisinde "Bilim insanlarından insanlığa uyarı" isimli makalelerinde gezegenimizin durumunun göstergelerinin alarm verdik-lerini açıkladılar.

2) Avrupa'da kömüre veda. Birleşik Krallık, Hollanda, Fransa ve Portekiz'den sonra İtalya da kömüre dayalı elektrik üretimini terk etmek kararı aldı WWF (doğal hayatı koruma derneği) İtalya iklim ve enerji sorumlusu Midulla bu kararın İtalya'yı Paris anlaşması hedeflerine bir adım daha yaklaştırdığını, İtalya hükümeti KÖMÜRÜN İKLİM SAGLIK VE ÇEVRE KATİLİ OLDUGUNU kabul etti.

3) İklim değişikliğinde afetler artacak. Antalya'da önceki günlerde meydana gelen hortumda 28 kişi yaralandı, sera alanları yerle bir oldu. Prof. Dr. Orhan Şen, "Küresel ısınma sonucu doğal afetler yaşanmaya devam edecek, yetkililer bu gerçeği farkına varıp yeni planlar yapmalı dedi. (Bu felaketin yöreye zararının 150 milyon lira olduğu ifade ediliyor) aynı günlerde Yunanistan'da sel felaketi tarihinde görülmemiş boyutta pek çok kimse hayatını kaybetti zarar çok yüksek.

4) İklim değişikliği göç ettiriyor. The Lancet dergisinin yayınladığı yeni araştırmanın sonuçlarına göre iklim değişikliği sebebi ile gerçekleşen göçün milyonlara ulaşacağı fiziksel ve zihinsel olarak insan yaşamı üzerinde çok etkili olacaktır.

5) Uluslararası para fonu (IMF) başkanı Christine Lagarde "Eğer iklim değişikliğini çözemez isek karanlık bir geleceğe sürükleniriz" dedi.

6) ABD, Paris iklim anlaşmasından çekileceğini bildirdi. (Tam 50 yıldır dünyayı felaketten felakete sürükleyen bu ülke şimdi de yer küremizi yeni felaketlere sürüklüyor.)

7) İngiliz ünlü bilim adamı Hawkings "Trump dünyamızı Venüs'e çevirebilir" dedi.

8) Kanada'nın kuzey eyaleti Vancouver'de benzin pompalarının üstüne fosil yakıtların zararına ait etiket yapıştırılması zorunluluğu getirdi. (Yazarın notu: fosil yakıtta dünyanın en zengin ülkelerinden birinden söz ediyoruz)

9) En son olarak Suriye Arap Cumhuriyeti bunca savaştan sonra iklim sözleşmesini imzaladı.

Sizlere iklim değişikliğinin ürkütücü boyutlarından bazı basında çıkan bazı yazılardan başlıklar sundum. Bundan sonrada iklim değişikliği yazılarıma devam edeceğim.

Peki, ülkemiz Paris sözleşmesinin neresinde derseniz? Türkiye anlaşmayı Büyük Millet Meclisine getirmeyeceğini ilan etti. Gerekçesi karbon salınımları ile ilgili Birleşmiş Milletlerinin Türkiye'yi zengin ülkeler arasına sokması imiş, oysa bizim ülkemiz yoksul ülkeler sınıfına girmesi yani destek alması gerekirmiş! Peki, siz hükümet yetkileri demediniz mi; Türkiye'nin dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girdiğini, Avrupa'nın ve Almanya'nın da bizi kıskandığını!  

Sonu; ülkemiz 80 tane yeni kömür santralı kurmayı hedefliyor. Oysa ülkemiz yenilenebilir enerji kaynakları olarak (güneş ve rüzgâr) dünyanın en elverişli ülkesi.

Gerçi kömür ocaklarında çalışan işçilerimizin "Ekmek paramız" deyişlerine saygılıyım ama onlar yenilenebilir enerji kaynaklarının işçileri olabilirler.

Almanya'daki son iklim değişikliği sempozyumunda Almanya da kısmen kömür santralından vazgeçeceğini açıkladı. Böylece tüm Avrupa'da kömür santrallarının kapatılması sonucu fiyatları düşünce bizim kurnaz iş adamları fırsatı kaçırır mı hiç.

Son söz:
Kim olursanız olun bu ülkenin geleceğini karartmayın.

Değerli izleyicilerim, iklim meselesini bundan sonraki haftalarda da ısrarla sürdüreceğim gelecek yazımda değerli arkadaşım en son Almanya'daki iklim konferansına katılan Hidropolitik Akademi başkanı Dursun Yıldız'ın gözlemlerini paylaşacağım.

23 Temmuz 2017
Küresel iklim terörü


Bu günkü yazıma güncel bir olayla başlamak isterim. İstanbul'a yağan yağmur ve sel baskını felaketinin boyutu henüz netleşmedi. Gerçi bazı yorumcular bu felaketin sorumluluğunu İstanbul'un alt yapısı ve betonlaşma olarak değerlendiriyorlar. Kısmen doğru olabilir, peki Silivri'deki felaketi nasıl değerlendireceğiz, orada yeşil alanlar daha çok. Anadolu'nun bazı bölgelerine ceviz büyüklüğündeki dolu yağması, ürünlerimize verilen zararlar derken sonuç olarak dünyamız küresel iklim değişikliğinin bedelini ödüyor.

Geçtiğimiz günlerde sürekli yazılarını takip ettiğim Engin Yıldızoğlu G20 toplantısından sonra çektirdikleri fotoğrafı Titanik kaptanının ve tüm çalışanlarının çektirdiği fotoğrafa benzetmişti. Büyük felakete yol almadan önce zaten G20 de artık işlevini yitirmişti.

Ben de küresel iklim krizini Titanik'in batması kesinleştikten sonra yolcuların davranışlarına benzetiyorum. Mesela lüks salonda asla harcayamayacakları paraları kazanmak için kumar oynayanlar gerek dünyamızda gerekte ülkemizdeki kapitalist liberal gözü dönmüş rantiyeciler benzemiyorlar mı?

Herkes can derdinde iken görev bilinci ile kemanlarını çalmaya devam eden meslek odalarımız ve gönüllülerimiz. Aldığı rüşveti rüşvetçinin yüzüne çarpıp intihar eden ikinci kaptan tipleri. Yine görevi gereği herkesi dua etmeye çağıran geminin papazını kimsenin dinlememesi. İkinci sınıf yolcularına yapılan muamele. Bütün bugün hâlâ dünyamızın bir gerçeği değil mi?

İklim değişikliğini Titanik'in son seferine benzetmeye çalıştım. Titanik'in yakınından geçen gemilerin yardım edilmesi için havaya attığı havai fişekleri eğlence sandığından yollarına devam edip gittikleri de bir gerçektir.

04 Ağustos 2017
Dünyada ve Ülkemizde Küresel İklim Değişikliği ve Su Sorunu

Bugünkü yazımı dünyada ve ülkemizdeki küresel iklim değişikliğine ve su sorununa ayırdım.

Eski yazılarımda şayet bir analizci veya yorumcu benim düşüncelerimi paylaşırsa bundan çok rahatsız olur, yazımdaki o bölümü çıkartırdım. Ancak şimdi şartlar değişti tekrar da olsa küresel iklim değişikliğini çok ama çok önemsiyorum. Bu nedenle tekrar da olsa tehlikenin büyüklüğünü okuyucularımla paylaşmaya devam edeceğim.

Şimdi sizlerle arşivimdeki 300 haberden bazılarına özellikle son güncel haberlere ağırlık vereceğim.

1) İstanbul'daki 20 dakika süren dolu ve yağışın faturasının 1,2 milyar lira olduğu ifade ediliyor, bir sonrakinin bedelinin ise daha ağır olacağı öngörülüyor.

2) Buzulların erimesi ile Sibirya ve Alaska'da on binlerce yıl buz altında kalan toraklar açığa çıktı. Bu topraklarda kış uykusunda bulunan ve insanlığın hiç tanımadığı virüsler sağlığı tehdit ediyor.
(Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsünden Prof. Berat Haznedaroglu'nun açıklamaları.)     
     
3) Uluslararası iklim bilimleri Türkiye raporunda, "Ülkemizin içinde bulunduğu Akdeniz havzası yer küremizin en hassas bölgesidir beklenmeyen hava olaylarına orman yangınlarına turizm gelirlerinde ciddi kayıplara tarımda verim kayıplarına ve ciddi kuraklıklara ya hazır olun" uyarısı yapılıyor.

4) Çevre Mühendisleri Odası, Ege ve Akdeniz'de sel, İç Anadolu'da kuraklık bekliyor.
(Benim farklı düşüncelerim de var, Ege de kuraklıktan nasibini fazlasıyla alacak.)

5) Yine yazılarını çok önemsediğim Özlem Yüzak'ın iklim değişikliğinin küresel ekonomiye maliyeti isimli makalesinden bir alıntıdır.

a) Avrupa Çevre Ajansı'nca 1980'den bu yana aşırı hava olaylarının üye ülkelere maliyeti 400 milyar avroyu bulmuş durumda;

b) Kenya'da kuraklık nedeniyle aileler kız çocuklarını 12 yaşında büyük kentlere seks işçisi olarak göndermek zorunda kalıyor ve 2.6 milyon insan açlıkla mücadele ediyor;

Bu noktada yazarın notu, G7 ve G20 zengin ülkeleri toplanıp toplanıp dağılıyorlar ve Afrika'daki gerçekleri göremiyorlar ve şu NATO denen rezil örgüt Kaddafi'yi yok etmeselerdi Kara Afrika'nın kaderi böyle olmazdı;

Ve sayın yazar devam ediyor.
BM iklim komisyonu başkanı Christiana Figueres ile birlikte Altı bilim insanı üç yıl sonra iklim değişikliğinin gezegenimizdeki tahribatın geriye dönülmesi mümkün olmayan boyuta ulaşılacağını uyarısında bulunuyor ve önerilerini sıralıyor (Özlem Yüzak, Cumhuriyet 30 Temmuz)

6) Küresel ısınma İtalya'yı tehdit ediyor. Roma'da 8 saat su kesintisi haber, Papa Francis'in uyarısı olarak basında yer aldı. İtalya'nın Akdeniz'in ortasındaki Sardunya adası da su sorunundan nasibini aldı.

7) Orta Avrupa'dan gelen haberler de kötü; Macaristan ve Çekoslovakya tarihlerinin en sıcak dönemini yaşıyorlar.

8) Ülkemizde ilk defa bu yaz Erciyes dağının tepesindeki buzlar eridi... Şu anda ülkemiz de bir zamanlar gürül gürül akan 1.250 dere kurudu...

Hidropolitik Akademi başkanı Sayın Dursun Yıldız'ın çok ciddiye alınması gereken öneri ve uyarılarını bir başka yazımda paylaşacağım.

18 Aralık 2015
Paris İklim Zirvesi


Paris’te yapılan ve iki hafta süren BM 21. Dünya İklim Zirvesi (COP21) sonuçlandı. Ancak…

Tespitler:

1. Ülkemizde bu zirve ne yazık ki diğer ülkelere göre yeteri kadar ilgi görmedi. Bunu da doğaldır ki; Ruslarla savaş uçağının düşürülmesi sonucu oluşan siyasi gerilim, muhalefet partilerinin iç çekişmeleri ve kurultay çalışmalarına dikkatlerin daha çok yoğunlaşması nedenleri ile açıklayabiliriz.

2. Paris’te toplanan küresel bilim dünyasının en seçkin ve yetkin kişileri; açıkladıkları gerçeklerle, durumun çok ürkütücü olduğu ve küresel ısınmanın yakın gelecekte -hatta çok yakın gelecekte- dünyamızı ve doğal yaşamımızı ne büyük ölçüde tehdit ettiğini vurguladılar. Yani ihmâlin şakaya gelmeyeceği, çok net olarak ortaya konuldu.

3. Nihai metin 195 ülke temsilciliğine dağıtılmadan önce, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın şu sözlerine dikkat edelim: “Anlaşma, iddialı ve gerçekçi oldu. Tarih artık bugündür. Gecikme ya da erteleme söz konusu olamaz. Gezegenimiz için şimdi karar verilmeli. Bütün dünya ulusları bu anlaşmayı imzalarsa; 12 Aralık 2015, sadece tarihi bir gün değil, insanlık için de büyük bir gün olur. Bu tarih, hayat mesajı veriyor. Bu anlaşma tüm katılımcılar tarafından imzalanırsa; iklim için, evrenimiz için, bütün dünyanın imza attığı ilk anlaşma olacak. Hepinizi bu büyük adıma dâvet ediyorum. Yaşasın gezegen, yaşasın insanlık, yaşasın hayat.”

*Yazarın önemli notu:
(Fransız Cumhurbaşkanı bu açıklamayı yaparken, "Yaşasın insanlık!" diyor. Ama o ülkenin ordusu, şu anda Afrika'da emperyal amaçlarla, milyonlarca insanı acımasızca katlediyor. Ve şimdi de, Orta Doğu'da varlık gösteriyor; bu bölgede savaştan, yağmadan pay kapmak için pozisyon almaya gayret ediyor...

Sayın Hollande; Fransa Devlet Başkanı olarak sen, insanlıktan söz edecek son kişilerden birisin!)

4. Türkiye’nin ise -en üst düzeyde temsil edilmesine karşın- açılış konuşmalarıyla, toplantılardaki tutumu arasında çok çelişki vardı. Hatta son gün, Türkiye heyeti sıkıntı yarattı da; zirveyi yönetenlerin hükümeti aramasıyla, son anda kriz çözüldü. Fakat karbon salınımını azaltma sözü ile Türkiye’nin 80 tane termik santral kurma girişimindeki çelişki, kafaları iyice karıştırdı. Açıkçası Paris’teki zirvede, dünyaya pek güven vermedik diyebiliriz.

5. Bu toplantının sosyolojik boyutu: Kapitalizm ve kapitalist ülkelerin silahlı gücüyle donatılan boyutu olan emperyalizm, bugüne kadar hiç yenilmemişti. Zaman zaman ise "Vahşi Kapitalizm" diye bir şey uydurup, dünyayı uyutmaya kalkmıştı -sanki vahşi olmayan kapitalizm varmış gibi...
Sonlandırırken; Çevresel Yerbilimleri Bölüm Başkanı, değerli arkadaşım Sayın Doğan Yaşar’ın, bu yazım için bana gönderdiği, ancak fazla yer olmadığı için tamamını yayımlayamadığım makalesinin bir bölümünü sizlere sunuyorum:

“Biz bu konuları konuşurken, dünyanın da önde gelen tarım alanlarından Ege ovaları; hem jeotermal hem de sanayi kirliliği baskısı altında devre dışı kalmaya başladı. Yani biz önce bu kirlilik işini çözelim. Ekecek temiz tarım toprağı kalmadıktan sonra, yağmur yağsa ne olur, yağmasa ne olur.

İklimler olması gerektiği gibi, ama ülkemizde kuraklık plânları yok. Örneğin günümüzde Kaliforniya’da yaşanan kuraklık için A, B ve C planları hazır. Tüm gelişmiş ülkelerde bu planlar hazır. Yani bizde yönetim kuraklığı var.

Geçtiğimiz günlerde Paris İklim Zirvesi yapıldı. Sonuç çok komik: “Acaba sıcaklıkları 1.5 derecede mi tutalım, yoksa 2 derece ile mi sınırlandıralım?..” Bu abuk sabuk konuşmaların temelinde, aslında yukarıda sıraladığımız olaylar var. Yani iklim korkusu ile suları özelleştirmek ve Kyoto’yu devreye sokarak, geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelere teknoloji satmak. Dünyada hiçbir canlı, iklimlere müdahale edemez. Zaten tarihe bakıldığında zaman zaman dünyanın buzul dönemlerini, zaman zaman da tüm buzulların eridiği dönemleri yaşadığımız görülür.

Bu nedenle mümkün olduğunca, kurak dönemlere hazırlanalım. Yer altı sularını kontrol altına alalım, havzalarda da kurak ve yağışlı dönemlerdeki tarım ürün desenlerini plânlayalım. Ve hepsinden de öte, Birleşmiş Milletler ve IPCC (Hükümetler Arası İklim Komisyonu) gibi kurumların da, dünyanın en büyük ticaret kurumları olduklarını unutmayalım. Bu kuruluşların hedefi, düzenledikleri senaryolarla G-7’lerin ticaret hacimlerini arttırmaktadır.”

İklim değişikliği ile ilgili yorumlarıma bundan sonraki yazılarımda da devam edeceğim.

(Alıntı Kaynaklar:  Eko gazete, açık radyo, TEMA Vakfı, Hidropolitik Akademi ve diğer uluslararası ajanslar)