30 Temmuz 2019

Ülkemizdeki Suriyeliler sorunu, Kaz dağları...

Ülkemizdeki Suriyeliler sorunu
Son günlerde yaklaşık tüm televizyon kanallarında tartışılıyor. Bu hafta bu konuyu gündeme aldığımdan bu yana çeşitli basın da onlarca yazı topladım. Şu anda ülkemizde gerek ekonomik kriz gerek işsizlik ve gerekse de dış siyasetimizdeki olumsuzluklara bir de ülkemizdeki Suriyeliler krizi eklendi. Ülkemizdeki bu kriz zaten diğer sorunlar ile doğrudan ilişkilidir. Ya o sorunları tetikliyor ya da o sorunların sonucudur.

1) Suriyeliler sorununun hukuki boyutu
Ben şimdi en çok ilgimi çeken Prof. Dr. Sibel Özel’in çalışmasını sizlerle paylaşacağım. (29 Temmuz Cumhuriyet Gazetesi)

a) Suriyelilerin statüsü “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Madde 91’e göre GEÇİCİ KORUMA STATÜSÜDÜR. Bu statüye göre şartlar düzeldiğinde!!! vatanlarına dönmelerini zorunlu kılar.”

b) Yılın belli dönemlerinde Suriye’deki akrabalarını ziyaret edip tekrar Türkiye’ye dönerlerse ve yaşamlarını Türkiye’de devam etmek isterlerse BUNLAR ULUSLARARASI HUKUK ANLAMINDA MÜLTECİ DEĞİLDİR. 

c) Türkçe konuşup yazamayan, Türk tarih ve kültürünü bilmeyen ve özümsemeyen Suriyelilerin KİTLESEL OLARAK VATANDAŞLIĞINA ALINMALARI HUKUKA AYKIRIDIR.

d) Şiddet eylemlerine katılmış, LAİK HUKUK DÜZENİNİ KABUL ETMEYEN  çokeşliliği!!! kimliğinin bir parçası olarak gören SURİYELİLERİN TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLIĞINA ALINMALARI HUKUKEN mümkün olmadığı gibi siyasi nedenlerle bu yola gidilmesi çok ciddi sosyal sorunlara yol açar.

Bir de bir başka uzmanın gözü ile Mehmet Yuva’nın yorumuna bakalım:

Suriye uzmanı olan Sayın Yuva diyor ki; “Mülteci dünyanın tüm ülkelerinde ve BM kurallarına göre ülkesinde afet veya savaştan mağdur olan ve ülkesi normalleşene kadar başka bir mekânda yaşamını sürdüren kişidir. Sığındığı ülkede demografik yapının değişmesine araç olamaz. Türkiye dışındaki ülkelerde örneğin Lübnan’da Suriyeliler ülkelerine geri dönmüştür.”

2) Ülkemizdeki Suriyelilerin Siyasi Boyutu
Astana’da yapılan son toplantıda Rusya Türkiye ve İran arasında yapılan toplantısının sonuç bildirisinde “Fırat’ın doğusunda bir Kürt otonomisi oluşturulması yolundaki girişimleri reddettiklerini, kararlı bir şekilde Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması” yönünde ortak görüş bildirdiler.

Ancak bu arada başta Rusya ve İran, İdlip’te Türkiye’ye 24 saat süre tanıdılar. Şu anda ABD ile bozulan ilişkilerimizin bu kez de bu Suriyeliler yüzünden Rusya ve İran ile ilişkilerimizin kopma riski doğmuştur.

Bu arada ülkemizde bir de Suriyelilerin televizyonu kurulmuş şöyle baktım ne savunuyorlar diye, Suriye’de demokrasi gelene kadar mücadele edeceklermiş!!! Dünyada Türkiye dışında MUSTAFA KEMAL ATATÜRK sayesinde sıkıntılı olsa da hiç bir İslam ülkesinde demokrasi var mı? (belki kısıntılı olsa da Pakistan diyebiliriz) 

Peki, bu televizyonun arkasında kim var? İsrail ABD’nin desteği ile Golan tepelerine şimdilik el koydu.  Ülkemizdeki Suriyeliler ülkelerine geri dönerse 20-22 yaş gurubundaki gençlerle büyük bir ordu kurulur, bu da doğal olarak İsrail’in işine gelmez.

Bazı çevrelerin neden Suriyelilere sahip çıktıklarını gerçekten anlamıyorum, onlardan söz etmeyeceğim ama İsrail’in bu tuzağına düşmeyin.

3) Ülkemizdeki Suriyelilerin Teknik Boyutu
Ben Suriyelilerin ülkemiz ekonomisine maliyeti konusunda yazılara girmiyorum ancak ülkemizde sadece Suriyelilerin değil, kaçak gelen Afgan, Iraklı ve Afrikalıların tükettikleri enerjinin en az üç termik santral kadar enerji tükettikleri ve büyük yatırımlarla yapılan İstanbul’a getirilen suyun yarısına yakın su tükettikleri gerçeğini göz ardı edemeyiz. O gün geldiğinde alacağınız kararı bence bugünden alsanız daha doğru olur kanaatindeyim.

Kaz dağları
Son günlerde ülkemizde halkımızın tepkisini çeken bir başka sorun Kaz dağlarında altın madeni arama gerekçesi ile çok miktarda ağacın feda edilmesi.

Google’da biraz araştırma yaptım, ülkemizde 6500 ton altın madeni varmış ve bu madenlerden altın aramak için yüzlerce çoğunluk yabancı firmalara ruhsat verilmiş!!!

Bu coğrafyada bir zamanlar Çanakkale’de düşmanı yenen ve ülkeden kovan kahramanlarımız vardı. Kurtuluş savaşımızda düşmanı denize döken kahramanlarımız vardı. Bunlar MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ASKERLERİ idi.

Ve benim çocukluğumda başta 30 ağustos zafer bayramı olmak üzere resmigeçit törenine katılırlar ellerinde mavzerleri ve fişeklikleri ile gururla geçerler hepimiz onları çılgınca alkışlardık. Onlar bu vatan için savaştılar. bilirlerdi ki  toprakların altında beraber savaştıkları can dostları şehitlerimiz yatar. Ancak bilmezlerdi toprağın altında 6.500 ton altın varmış…

Onlar ki Çanakkale’de Avustralyalılara İngilizlere dünyayı dar etmişlerdi, onlar Anadolu’yu işgale gelen İngilizlerin kışkırttığı Yunanlıları denize dökmüşlerdi. Ve sizin kanlarınız ile sulanan bu topraklara şimdi altın madeni için gelenler sizin kovduğunuz düşmanların torunları…

Bu madenler altın ve gümüş ve diğerleri sadece bir kuşak mı sahipleri diyelim ki sizlerin saltanatı yüzünden hepsini yağmaladınız.  Sonradan gelen kuşaklar, "Bizim hakkımız yok muydu bu zenginliklerden?" deseler verecek cevabınız var mı?

Şimdi bir sözüm de ülkemizde acımasızca ağaçları kesen Kanadalı şirkete:  
“Yakında sizin o ormanlarınıza sıra gelecek. Bugün Alman sanayisinin kömür santrallarından dolayı İsveç ve Norveç ormanlarına asit yağmurları yağmaya başladı. ABD’nin Kaliforniya’sında yıllardır süren yangınlar, kendi yetkililerinin ifadesiyle su yetmediğinden ve söndürme çalışmalarının çok pahalıya mal olmasından dolayı söndürülemiyor, hatta bilinçli olarak söndürülmüyor. Bu felaketin sonuçları yarın sizi de etkileyecek.”

Ve tabii ki dünya için çok kötü bir haber. Sibirya’da üç milyon hektar orman yanıyor ve hiçbir ülkenin gücü bu yangını önleyemiyor.

Dünyadaki bütün ormanlar, ağaçlar hatta tek bir ağaç bile dünyamızın geleceği için çok önemli.

ÇOK ÖNEMLİ NOT: Sayın Osman Akbaşak son yıllardaki yazılarımı topladı. İlgilenen dostlarım şuradan ulaşabilirler:
http://www.osmanakbasak.com/Konuklarim/Orhan_Ayber/Orhan_Ayber_Yazilar.html