Dünya Tiyatro günü üzerine

Tiyatro ilk çağlardan bu yana insanların kedini ifade edebilmelerinin bir yolu olmuştur. Tabii ki kendini ifade edebilmenin çok yolları var ama tiyatro bunlardan en önemlisi, özellikle antik çağlarda Anadolu’daki kent devletlerin tiyatroları gözümüzün önündeyken. Yakın çevremizden örneğin Bergama, Efes, Metropolis başta olmak üzere hemen hemen her yerleşim biriminde neredeyse kantin nüfusuna yakın seyirci kapasitesi olan tiyatrolar hepimizin bildiği ve gezdiği tarihsel mekânlardır.  Son yıllarda da bilindiği gibi Kadifekale eteklerindeki İzmir Antik Tiyatrosunun ayağa kaldırma çalışmaları başladı. Elbette bu İzmir için bir onur olacaktır.

Günümüzde Tiyatro ile ilgimiz ne kadar? Buna küçük bir kesim dışında olumlu yanıt verebilmek pek mümkün görünmüyor. Üzülerek ifade etmeliyim ki ben bu küçük kesimin içinde yer alamıyorum ve bunun bir mazereti yok. Yıllar önce pek sevilen bir dizinin yan rollerinde oynayan ve o günlerde toplumda yeni tanınıp çok sevilen bir oyuncuya, bir magazin muhabirinin sorusuna verdiği yanıt çok anlamlı idi. Muhabir soruyordu, “Siz daha önceleri ne yapardınız? Sizi hiç fark edemedik.” Ünlü oyuncunun yanıtı ders gibiydi; “Ben yıllardır tiyatrolarda oynuyorum, eğer beni fark edemediyseniz bu sizin sorununuz.” O oyuncu Altan Erkekli idi. Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümünü bitirmiş, aynı okulda öğretim görevlisi olarak çalışmış, AST’ta uzun yıllar başrol oyuncusu olarak görev yapmış bir sanatçı idi ve magazin muhabiri onu tanımıyordu. Oysa dizilerde ve sinema filmlerinde oynamaya başladıktan sonra bütün ülke tanıdı.  İşte hep birlikte tiyatroya verdiğimiz değer.

Ben burada sözü bir genç tiyatrocuya bırakmak istiyorum. Tuğhan Akbaşak, kendisi kuzenim, kardeşimin Sinan Akbaşak’ın oğlu, kardeşim de tiyatro yönetmeni. Hem de en zor işi başarmaya çalışanlardan, sekiz yaş ve üstü çocukların yönetmeni. Okulda öğretmenler zor başa çıkarken o bütün çocuklarının sevgili “Sinan Hoca”sı. Oğlunun “Dünya Tiyatrolar günü” nedeniyle yaptığı konuşmanın bir kısmını sizlere aktarmak istedim. Tamamını okumak isterseniz  http://gazete.tiyatroterapi.com/ sayfasını ziyaret ediniz. Ya da görüntülü izlemek isterseniz, http://osmanakbasak.com/Kent_ve_Yasam/Kliplerim/Sayfalar/164_TiyatroTerapi.html linkini tarayıcınıza kopyalayınız.

“1997 yılının yaz aylarında başladığım tiyatro yolculuğumun başında “devasa bir bina” gibiydim. Evet devasa bir bina… Ama sadece tek penceresi vardı bu devasa binanın… Tiyatro yolculuğuma başladığım her andan itibaren yeni bir pencere açıldı ve yeni bir güneş, ışık doğdu bu binanın içine… Her pencere farklı bir yere bakıyordu… Farklı bir ışık alıyordu… Farklı bir manzarası vardı… Her pencere dünyaya daha farklı bakmamı sağladı; daha doğru, daha derin, daha geniş, daha aydınlık… Ve her pencere daha büyük pencereleri beraberinde getirdi… Sonra yeni katları getirdi, yeni katlar yeni pencereleri… Ve daha yenileri daha yenileri derken binanın boyutlarını ve pencerelerin sayısını sezemez oldum…

Yeni pencereler yeni yıllar ve tecrübelerle beraber açılmaya devam ediyordu. Yardımcı yönetmen olarak görev aldığım iki ayrı çocuk oyunu, oyuncu ve müzisyen olarak yer aldığım büyük oyunları, vakıf bünyesinde İngilizce öğretmeni olarak çalıştığım yıllar beni hep sahnenin ve tiyatronun en büyük öğretisine götürdü: “Öğrenmeyi öğrenmek”… Her bir öğretinin başka birçok öğretiye yönlendirmesi, onları ortaya çıkarması… Gitar ve bateri çalmamın beni kemana, müzik eğitmenliğine, üniversitede verdiğim konserlere götürmesi; tiyatroyla başladığım sanat ve kültürde resmi, dansı, edebiyatı, heykeli, tarihi tatmam;  İngilizce ve Almanca ile başladığım dil serüvenimde yedinci yabancı dilime ulaşmam; burada aldığım eğitimin beni yurtdışında farklı dillerde tiyatro eğitmenliğine kadar götürmesi; meslek olarak seçtiğim bilim dalında makalelere ve patentlere sahip olmam, halen araştırma ve geliştirme alanımda yaptığım çalışmalar ve bugün burada karşınızda olmamın sebebi işte hepsi sahneden aldığım bu öğretinin bana en büyük hediyesi…

Bu hediyeyi bana veren benim çok özel bir insan olmam, ya da çok zeki olmam değil, ya da olağanüstü yeteneklere sahip olmam da değil… Bana bu hediyeyi armağan eden, bana öğrenmeyi öğreten, tiyatronun bir felsefe olduğunu, yaşamı ciddiye almak ve emek vermek olduğunu gösteren her şeye rağmen kapanmayan sahnemiz ve yıllardır, canla, başla ve sağlık sorunlarıyla bizim için savaşan hocamızdır… Ve bu sayede bugün burada olan küçük kardeşlerimin hepsinin benim yaşımda benden çok daha fazla pencereleri olacağından hiç şüphem yok… Hepinizin her zaman hayatınızda daha çok pencere açabilmeniz ve daha çok ışığa sahip olmanız dileğiyle, Dünya Tiyatro Günü’nüz kutlu olsun!”

M. Osman AKBAŞAK
01 Nisan 2013

Yazılarım ana sayfa