Ocak 2018 Ulusal yazar ve kitap önerisi -1
Öneren M. Osman Akbaşak


Ayla Kutlu “Sen de Gitme Triyandafilis”


Ayla Kutlu, Türkiye edebiyatında 1990’larda yerini alan kadın edebiyatının öncülerindendir. Eserlerinde, öznel psikolojik olayları anlatırken ülkemizdeki tarihsel ve toplumsal gelişmeleri aktarmıştır. Ayla Kutlu, 1990 yılında Sen de Gitme Triyandafilis adlı eseriyle Sait Faik Hikaye Ödülü’nü almıştır. Kitap, düşsel güzelliklerle kurulmuş dokuz öyküyü içeriyor.

Değişik bir doğa ve binbir parçadan oluşan kültür mozayiğinin bireşimiyle oluşan bir çevrede; renkli, duyarlılıklarla ve masalsı coşkularla dolu bir Türkçeyle çoğunlukla kadınları konu alan öykülerini sunuyor Ayla Kutlu. Sen de Gitme Triyandafilis, gönüller çelen, duygulandıran, gönendiren ve öte yandan gizli bir kaynak olarak yürüyüp giden hüznüyle, doyulmaz tatlar veren bir kitap. Elinize almanız yeterli, sonrasında Kutlu’nun kadınları -ki onlar dışlanmışlıklarına karşın yaşama tutunmayı başarmışlardır – sizi zaten bırakmayacak.

Kitabın ilk öyküsü olan Sen de Gitme Triyandafilis, yazarına (Tunç Başaran ve Macit Koper ile birlikte) ‘En İyi Senaryo’da Altın Koza Ödülü getirdiği gibi, Sen de Gitme adıyla çekilen film, 1996 Altın Portakal ve Altın Koza Film Şenlikleri’nde görülmemiş bir başarı kazanarak, toplam 14 ödülü taşıma ayrıcalığını elde etti.


Ayla Kutlu “Mekruh Kadınlar Mezarlığı”

Yeni kitap olarak yok, sahaf sitelerinde bulunuyor, "Sen de Gitme Triyandafilis" seçilirse ikinci kitap olarak okunması önerilir.

Biz. Kadınlar.

Gülsek kabahat. Konuşsak da. Bedenimiz üzerinde herkes söz sahibi, bir kendimiz değiliz. Nasıl giyineceğimiz yaşadığımız ülkenin neredeyse en önemli gündemi. Tarihimiz, koruyamadığımız, yaşam hakkını savunamadığımız kadınların isimleri ile dolu. Hele çocuk kadınlarımız, asla iyileşmeyecek, acısı dinmeyecek yaralarımız…

Kadınlığın tarihi, ölüm ve katliamlar kadar, hiç bitmeyen müthiş bir mücadelenin de tarihi. Ne yapılırsa yapılsın, susturulan, yok edilen kadınların sesi hep yaşatıldı. Üstelik bu mücadele erilliğin katı yanlarını içinde barındırmayan, şiddet içermeyen, ayrımcılık yapmayan, onurlu bir mücadele.

Ayla Kutlu, kadın ve yazar kimliği ile yaşananları anlattığı roman ve öyküleri ile bu mücadelenin en önemli isimlerinden biri diyebiliriz. 1934 doğumlu yazarımız, 20 yıl çeşitli kamu kuruluşlarında çalıştıktan sonra, 1975’ten itibaren edebiyat çalışmalarını yoğunlaştırarak Türk edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olmuş.

Mekruh Kadınlar Mezarlığı, içinde kadın olmaya dair yedi öykünün yer aldığı bir kitap. Kitaba da adını veren Mekruh Kadınlar Mezarlığı, kitabın en çarpıcı öykülerinden biri. Kitap ilk olarak 1995’te yayımlanmış, 1996’da Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü almış.

Mekruh Kadınlar Mezarlığı öyküsünde anlatılan, bugün hala gazete sayfalarında, televizyon haberlerinde izlemek zorunda kaldığımız töre cinayeti hikâyelerinden biri. Hediye, köyün dul kalmış kadınlarından biridir. Köye gelen tiyatrocuların bir köy evinde yapacakları ufak gösteriye anasının izniyle gider. Köyün erkekleri Hediye’nin kardeşi Şahid’i kardeşinin namusu elden gitti diye kışkırtırlar ve Şahid kardeşini vurur. Bir kadının dramı ölmekle bitmez bu coğrafyada. Ölüsü bile suçludur kadının. Mekruh; İslam dininde, dini bakımdan yasaklanmadığı halde yapılmaması istenen, anlamına geliyor. Köyün imamı, ölen Hediye’yi ve onu gömmek için hazırlayan, mezarlığa götüren annesini, kız kardeşini ve en yakın arkadaşı Ayşad Bahu’yu Mekruh ilan eder, Hediye’nin cenaze namazını kılmayı reddeder. Mezarlığın önünde bekleyen erkekler, ölüyü mezarlığa kabul etmezler.

Hediye, olay sırasında yakalanıp köyün erkeklerince tecavüz edilerek öldürülen bir tiyatrocu kadın ve sonrasında Hediye’nin annesi öldüğünde köyün uzak bir yerine, Mekruh Kadınlar Mezarlığı’na gömülürler. Ayşad Bahu, tek başına üç nesil boyunca olayları unutmaz, unutturmaz ve öldüğünde vasiyeti ile Mekruh Kadınlar Mezarlığı’na gömülür. Öykü çok tanıdık bir öyküdür ancak Ayla Kutlu, dili, anlatımı ve kurgusu ile unutulmayacak bir kadın destanı yaratmıştır bu öyküsünde. Öykü bittiğinde, okur karamsarlığa ve çaresizliğe düşmez, aksine bu destanın kadın kahramanlarından güç ve umut alır. Mekruh Kadınlar Mezarlığı, erkek egemen zihniyetin aşağılama aracı değil, kadınlığın haklı ve onurlu mücadelesinin kutsallaştırdığı, yüceleştirdiği bir mekâna dönüşür.

 


Ocak 2018 Ulusal yazar ve kitap önerisi -2
Öneren M. Osman Akbaşak

Turgut Özakman “Romantika”

Ah Romantika Ah! (İskenderiyeliHypatiA): Ah romantika ah! Ne güzel bir kitaptır öyle o. Yuh dedirtecek kadar tutkulu bir aşk hikâyesi. Şimdiyle kıyasladığınızda acaba hâlâ böyle aşklar kalmış mıdır diyorsunuz ama daha iki saniye geçmeden yok canım nerdeee diyorsunuz. Yani o derece değişik bir aşk hikâyesi. Öyle akıcı ki üç, dört saatte bitiyor zaten. Mutlaka ama mutlaka okuyun...

Muhteşem Bir Aşk Romanı (sevgigadam): Muhteşem tarihçi Turgut Özakman'dan, muhteşem bir aşk romanı... Kitabı bir solukta okudum. Bitirmeden bırakamadım, herkese kesinlikle tavsiye ederim.

Kürk Mantolu Madonna İle Birlikte Okuduğum En İyi İki Aşk Hikâyesi (İnterboy): Çılgın Türkler'in yazarının bir aşk romanının olması ilk başta beni şaşırtmıştı ama bu kitabı okuduktan sonra Romantika'nın yazarının Şu Çılgın Türkler'i yazmasına şaşırdım diyebilirim. Romantika, Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sı ile birlikte okuduğum en iyi iki aşk hikâyesi. Bazı kitaplar vardır okula, işe giderken minibüste, otobüste vakit bulduğunuz her yerde okursunuz. Bu kitabı da bitirinceye kadar elimden bırakmadım. Hikâyedeki aşkın ve âşıkların saflığı ve belki de biraz hikâyenin Ankara'da geçmesi (Ankara'da yaşadığım için) beni etkiledi. Ayrıca dönemin siyasi olayları ve kuşaklar arası farklılıklar ve yozlaşma da çok çarpıcı bir şekilde yansıtılmış. Kesinlikle tavsiye ederim, okunması gereken bir kitap.

Bir solukta okudum (zelisce): Kitabı elime almamla okuyup bitirmem arasındaki zaman nasıl geçti anlamadım. Bir solukta okudum, çok güzel bir aşk hikâyesi. Gerek hikâye, gerekse anlatım mükemmel. Tavsiye ediyorum.

Ankara'da âşık olmak zor (eylül1986): Su gibi içtiğim bir kitap, babasının şifrelerinden yola çıkarak birçok hayatı ve sır gibi saklanan mükemmel bir aşkı anlatan bir kitap, hani şarkısı bile var "Ankara'da âşık olmak zor". Gerçekten imkânsızlıklara, yerleşmiş tabulara nasıl hırsla dik duran bir kadın ve bu kadını sabırla, aşkla, tutkuyla sessizce bekleyen bir adam. Aşka tutunan ve kadın özgürlüğü için aşkını bırakmayı göze olan öncü kadınlar ve kuşak farkı, askeri darbeler, aristokrasi hepsi ancak bu kadar hoş anlatılırdı. Kitabı bitirince üstünüzden aşk akacak. Kitapta da dediği gibi "aşk ihtilaldir" ve "aşk da ölüm gibi yaşa bakmıyor." Kitabı kenara koyup başka işlerle ilgilendiğiniz halde aklınızdan çıkaramıyorsunuz. Aşkı doya doya, tüketmeden, çağlayan gibi gürül gürül yaşamak anca böyle olabilirdi; sabırla.

Çok Güzel Bir Kitap (Muratbaloglu): Kesinlikle çok güzel bir kitap. Neden böyle kadınlar sadece kitaplarda var ki.

Harika Bir Anlatım (şennur ulusoy): Harika bir anlatım, harika bir konu, elimden düşüremediğim harika bir eser.

Bir Gecede Bitirdim (LAPAZ): Bir gecede bitirdim. Konu insana ilginç geliyor, Ankara’da geçmesi de ayrı bir özelliği. Bitirdikten sonra İstanbul'a, oğlumun arkadaşına yolladım. İkimiz de beğenerek okuduk. Okuyun derim.

Mutlaka Okuyun (maksim valerus): Mutlaka okuyun. Turgut Özakman'dan aşk romanı. Kaçırmayın. Onun gözünden aşkı okumak çok zevkli idi. Çok etkilenmiştim.

Sıcacık Bir Aşk Öyküsü (Edebî): Sıcacık bir aşk öyküsü. Eski bir üniversite hocasıyla öğrencisinin yasak aşkını konu alıyor. Aşk öylesine incelikli, içinizi sarsan bir şekilde işlenmiş ki aşk, yasak aşk olmaktan çıkıp sizi önünde eğen bir durum haline geliyor. Roman hiç bitmesin istiyorsunuz fakat Özakman öyle bir dil kullanmış ki inadına çabucak bitiveriyor. Romanda kuşak çatışması ve çok yüzeysel olarak da siyaset hissettiriliyor. Ayrıca romandaki şifreleme tekniği de çok güzel. T. Özakman’ın tarihi romanlarını beğendiyseniz bir de bunu deneyin derim.


Turgut Özakman “Korkma İnsancık Korkma ”

"Romantika" seçilirse ikinci kitap olarak okunması önerilir.

Turgut Özakman’ın ilk romanı. Özakman ismi, Şu Çılgın Türkler ile ve daha sonrasında tarihsel kitaplarla o kadar özdeşleşti ki, Korkma İnsancık Korkma’ya da tarihsel bir roman, özellikle de cumhuriyet tarihine dair bir roman okuyacağımı tahmin ederek başladım. Diğer yandan arka kapak yazısı ve kapakta yer alan Klimt resmi bu düşüncemle tamamen çelişen bir görüntü veriyordu. Ancak ilk 50 sayfadan sonra ikna olabildim; roman bir aşk romanıydı, hem de o kadar sıra dışı, o kadar tartışmaya açık, okuru sonsuz bir gelgite sürükleyen, hatta birçok okuru rahatsız edebilecek bir tutkunun romanı.

Hem dünya hem Türk edebiyatında yaşlı adamlarla çocuk denecek yaştaki kızların aşklarını anlatan birçok ünlü roman var. Aklıma ilk başta Marquez’in Benim Hüzünlü Orospularım’ı, Nabokov’un Lolita’sı geliyor. Her iki romanda da, güçlünün güçsüz üzerindeki sömürüsünün bu kadar başarılı biçimde doğal ve kabul edilebilir hale getirilişinden, normalleştirilmesinden çok rahatsız olmuş, bu kadar ünlü, tartışılır ve kabul edilir olmalarını edebiyattaki eril hakimiyete bağlamıştım. Ve hep merak etmiştim; yetişkin bir kadınla çocuk yaşta bir erkeğin aşkına dair bir roman var mı?

Dünya edebiyatında örnekleri vardır ama bu konuda benim karşıma çıkan ilk örnek Korkma İnsancık Korkma. Turgut Özakman, sadece romanın konusu ile değil, bu konuya yaklaşımı, kurgusu ve anlatıcı olarak romanın ana kahramanı olan çocuğu tercih etmesi ile de çok şaşırttı beni. Her yönü ile başarılı bir roman ortaya çıkardığını ve bu kadar tartışmalı, içinden çıkılması zor bir insanlık durumunu çok iyi ifade ettiğini düşünüyorum.

Romanın ana kahramanı çocuğun bir adı yok. Zaman, Cumhuriyet’in ilan edilmesinden önceki ve sonraki dönem. Kahramanımız daha doğmadan babası savaşta şehit düşüyor. Annesi ise o daha bebekken hastalanıp ölüyor. Babaanne ve dedesinin evinde büyüyor. Baba tarafı Balkanlardan göç etmiş köy kökenli bir aile. Anne ise İstanbul’un zengin ve köklü ailelerinden birinin kızı. Okul çağına geldiğinde, muhtemelen 6-7 yaşları, anneanne ve ailesinin yaşadığı konakta da kalması isteniyor. İşte her şey böyle başlıyor. Annesi gibi vefat etmiş dayısının dul kalmış eşi Yunanlı gelin Tiya Eleni ile yani Eleni teyzesi ile böyle tanışıyor çocuk kahramanımız. Eleni o sırada 22 yaşlarında. O günden sonra yaşamı babaannenin mütevazı evi ile anneanne ve kalabalık ailesinin konağı arasında geçen kahramanımız Tiya Eleni’de önce anne eksikliğini gidermeye çalışırken, zamanla ona tutkuyla bağlanıyor. Tiya Eleni için de önceleri kalabalık konaktaki yalnızlığına bir mucize gibi düşen bu küçük delikanlı, zamanla başka bir konuma evriliyor. Roman çocuk kahramanın 6-7 yaşlarından 16 yaşına kadar geçen dönemini anlatıyor.

Beni kitap kadar şaşırtan bir diğer konu, 8’inci baskısına ulaşan kitabın sessiz sedasız yoluna devam ediyor oluşu. Oysa böyle bir konuda yazılmış bir Türk romanı olarak, hele de Turgut Özakman imzalı olunca yer yerinden oynar diye düşünmüştüm. Ayrıca roman, Turgut Özakman’ın oyun yazarlığının etkisi ile olsa gerek, bir film olabilecek kadar iyi kurgulanmış. Okurken tüm sahneleri, karakterleri, diyalogları gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Kitap, film yönetmenlerinin ilgisinden de mahrum kalmış. Sanırım başka dilde hiç çevirisi yapılmamış. Yapılsaydı yabancı yönetmenler film yapılması için ilgilenirdi diye düşünüyorum. Ve tahminimce roman bugün çok başka bir konumda olurdu.

Romanda beni çok etkileyen birçok yön var. Öncelikle ilkokul çağında bir çocuğun, çocukluktan ergenliğe geçişine kadar olan süreçte yaşadıklarını çocuğun kendi bakış açısı ile, kendi dili ile okura yansıtışı çok başarılı. Özakman, çocuk kahramanın toplum ve ailelerin son derece ikiyüzlü ahlak anlayışı ile bu aşkın ya da tutkunun içine nasıl sürüklendiğini adım adım anlatırken, alt metinde oldukça sert bir toplum eleştirisi getiriyor. Roman boyunca kadının toplumdaki yeri de sorgulanıyor.

Özakman’ın romanda yansıtmaya çalıştığı toplum eleştirisi sadece kadın ve erkeğe, ilişkilere, aile yapısına dair değil. Çocuk kahramanın içinden geçtiği sarsıntılı süreçte, Türkiye’de imparatorluktan cumhuriyete doğru yol alıyor. Yeni kurulacak cumhuriyet sancılı bir mücadele verirken, anneanne ve ailesinin yaşadığı konak bir paşa konağıdır ve ülkenin içinden geçtiği yangından, Anadolu’da yoksulluk ve düşmana karşı mücadele veren halktan bihaber sefahat içinde bir yaşam sürdürmektedir. Cumhuriyet’in kuruluşu ile konağın düzeni bozulur. Özakman, romanın ana konusuna paralel olarak cumhuriyetin kuruluş dönemindeki Türkiye fotoğrafına da yer vererek, çok yönlü bir toplum eleştirisi yapar.

Cinsellik, hikâye ve romanlarda, kurgunun vazgeçilmez bir parçası olarak değil de sos olarak kullanıldığında, evet belki çok daha fazla okurun ilgisini çekiyor, belki kitapların çoksatar listelerinde yer almasına yarayabiliyor, ama edebiyata hiçbir sos yakışmıyor, edebiyatın tadı bozuluyor. Korkma İnsancık Korkma, cinsellik konusunda pek çok okuru rahatsız edebilecek bölümlerine rağmen, sadece edebiyat vaat ediyor.

Dünyanın her yerinde toplumlar, aileler, insanlar, içinden çıkamadıkları, karşı koyamadıkları, çözüm bulamadıkları konu ve olayları görmezden gelirler, yok sayarlar. Kangrene dönüşene kadar kimse dokunmaz o kaçınılası bölgeye, sonra da en acımasız şekilde kesip atılır. Bu davranış biçiminin bedelini en fazla ödeyenler hep çocuklar oluyor maalesef. Turgut Özakman kapı arkasına itilen, görmezden duymazdan gelinen bir insanlık durumunu görünür ve tartışılır hale getirmiş. Bunun için de edebiyatı en iyi biçimiyle kullanmış; kimseyi kırmadan, incitmeden, suçlamadan, yargılamadan. Her bir karakteri anlamaya çalışmış, okuru da bu anlama sürecine davet etmiş.


Ocak 2018 Ulusal yazar ve kitap önerisi -3
Öneren ................




Ocak 2018 Ulusal yazar ve kitap önerisi -4
Öneren ..........


Ekin Yazın Dostları İzmir Grubu Yazar Tanıtım Sayfasıdır Ekinİzmir